29 Şubat 2012 Çarşamba

Hayatın İronisi: Balkabaklı Pasta


Bilenler bilir balkabağının lafı açılınca cümlelerim "Allah'ın gücüne gitmesin ama..." kalıbıyla başlar. Birçok hanenin müptelası olduğu, yapımı çok da zor olmayan nispeten ucuz bir tatlıdır balkabağı. İşin aslı rengi ve bol cevizli sunumu da çok davetkardır; amma velakin küçüklüğümden beri pek de hazzetmem kendisinden. Öncelikle püre kıvamı, ve de bana tatsız gelen tadı balkabağından oldum olası soğutmuştur beni. Zira Efe Tokdemir lezzetlerinde meyveden yapılan tatlılar, şekerlemeler çok da tercih edilmez.
Lakin hayat bu ya, küçük sürprizlerini bizden esirgemiyor. Sadece son bir ay içerisinde (ne yalan söyliyim çok da istemeden) üç farklı balkabağı denemesine maruz kaldım. Önce zencefilin rendelenmiş kabaktan yapılan saf balkabağı payı, sonrasında Cafe Nero'da tattığım balkabaklı cheesecake ve de son olarak Manolya Pastaneleri'nin balkabaklı pastası. Bu üç deneyim bana gösterdi ki tatlının bile iç baymayanını, dik bir duruşu olanını, elitizmini seven benimki gibi damaklar için balkabağı o hafif tadı ama sıcak görüntüsüyle birebir.
Manolya Pastaneleri kendisini tatlı severlere özellikle de ünlü profiterolüyle tanıtmıştır. Küçüklük anılarımda ilk şubeleri olan Göztepe 1. Orta Sokak'taki dükkandan özel günlerde alınan profiterol sıklıkla yer tutmuş, o kadar ki meşhur (ancak sonradan bozulan) İnci, ya da Gezi Pastanesi bile aradığım o tadı bana sunamamıştır. İşte böyle bir ortamda misafir tarafından eve getirilen Manolya kutusundan Balkabaklı Pasta çıkması ilk etapta büyük hayal kırıklıklarına gark etti beni :) Pastayı tadınca ise...
Maalesef bazı fotografları yanlışlıkla sildiğim için pastanın iç görüntüsünü tarif etmek bana düşüyor :D Üç sıra pasta keki arasına bol miktarda cevizle karıştırılmış balkabağı püresi ve sıvı kıvamda az miktarda krema pastanın temel sırrı. Pasta kekleri yaş pastada olduğu gibi çok ıslatılmış değil, hatta kuru bile denebilir ama kremanın akışkanlığı ile hafif bir ıslaklık sağlanarak klasik bir yaş pasta tadından sıyrılınmış. Pastanın dış kaplaması ise soğuyarak daha da bir karakter kazanmış yaklaşık bir parmak kalınlığında balkabagı. Lafın kısası görüntü müthiş, cevizin bol olması tadı dengeliyor, krema baymıyor, balkabağı ise rafine bir tad katıyor. Tek eksiği, daha doğrusu fazlası ise şekeri. Şeker birazcık daha az olsa içine de bir tutam kadar nane girse daha soğuk bir sunumla birlikte çok üst düzey bir tatlı olmaya aday. Vedat Milor'dan bize miras kalan Fiyat-Kalite dengesi ise önerdiğim değişiklikler olmaksızın 5 üzerinden rahatlıkla 4.
Peki bu tada nasıl ve ne kadara ulaşabilirsiniz? Ataşehir, Göztepe 1. Orta Sokak, Suadiye, Bostancı, Küçükyalı, Kartal, Gayrettepe şubeleri mevcut. Fiyatı tam bilemesem de 40-45 TL civarında olduğunu düşünüyorum. Yalnız Cevizli Kabaklı Pasta özel üretim olduğu için önceden sipariş verilmesi gerekiyor. Bildiğim kadarıyla da sabahtan söylemeniz yeterli akşama elinizde olması için.
Daha detaylı bilgi için: http://www.manolya.com.tr/index.html

19 Şubat 2012 Pazar

Pişşşt, Çıtırcık! Pardon pardon Kıtırcık...


Merak etmeyin arkadaşlar, Ayşenur'un arkasından iş çevirmiyorum. Küçük Danalar'ın başlıca felsefesi olan "anı lezzete dönüştürmek" düsturundan hareketle bugünkü şımarıklığımı sizle paylaşmak istedim.
Malumunuz Ataşehir obezleşen bir mesken olma yolunda emin adımlarla ilerliyor. Sadece konut projeleri, iş merkezleri ya da en son lanse edilen finans merkezini, artan gürültüyü, araba sayısını vs. kastetmiyorum. Aynı zamanda tüm bu yenilikler yeme-içme sektörünü de bölgeye çekiyor, restoran zincirleri arka arkaya şube açıyor. Bu durumdan en çok da bizim gibi klasmanı gurmelikle keyif için yeme arasında gezinenler etkileniyor. Masumane bir yürüyüş ardından evimin altında kırmızı tabelası ve garip ismiyle ne zamandır beni çağıran "My Pide By Dürüm"ün haykırışlarına daha çok kulak tıkayamadım ve "yallah Efe" dedim kendi kendime.
Öğrendiğim kadarıyla son zamanlarda sayısını arttırmaya başlayan, üretim tesisleri Ambarlı'da olan My Pide By Dürüm Bahçeşehir'den sonra ikinci şubesini Ataşehir'de açmış. Fast food - Bistro kültürünü pizza şubesi görünümüyle harmanlayan mekan biz müşterilerine başta pide çeşitleri olmak üzere dürüm ve ızgaralar sunuyor. Ama ben tabii ki ızgara köfte, tavuk şiş gibi klişelerden kaçınıp, ismi ilginç olan kendi ürünlerini tadmak istedim. Hedefimde ise o yanık tenli, yeşil gözlü Kıtırcık vardı (Ayşenur beni affet).
Kendi özel soslarında marine edilmiş dana eti başka hiçbir et, kıyma katılmadan kuşbaşı olarak doğranmış ve bir harç gibi dikdörtgen hamura sürülmüş. Üzerine de ince kıyılmış bol maydonoz konmuş. Basit gibi duran Kıtırcık aslında var olan malzemeleriyle değil, olmayan malzemeleri ile ilgimi çekti. Öncelikle soğan olmaması bir hayli yakışmış zira ezilmiş soğanın acısı pideye çıkmamış, bu da yemeği bir sınıf atlatarak dönerci - dürümcü ayarından uzaklaştırmış. Üstüne üstlük yemesi ve hazmı da kolaylaşmış. Keza domates - salça olmayışı da dana etinin çok daha net bir şekilde tadılabilmesini sağlamış. Belki de tek eksiği ise kırmızı biber, onu da garsondan isterseniz seve seve getirirler.
Fiyat kalite dengesi açısından 5 üzerinden 4 yıldız verebilirim, Vedat Milor'luk yapıp. Bir kere bu anlattığım pidelerden tam 4 tane oluyor bir porsiyonda ki üçtanesi bir öğünlük doyumu çok rahat sağlar. Fast food için 12TLlik fiyatıyla yüksek kaçsa da, verdiği doyum ve lezzet Kıtırcık ve arkadaşları Çıtırcık, Pısırcık ve nicelerini yenilir kılıyor (tabii tekrar hatırlatıyım ben sadece Kıtırcık yedim, maalesef benim önüme bedava getiren yok).
Nerde bu lezzet derseniz: Hemen evimin altında :D Menü ve Kıtırcıktan bazı kareler ise ekranlarınızda... Bir sonraki Ataşehir tadlarında buluşmak üzere zira karar verdim de ünlü Ata çarşı-dükkanlar bölgesinin Domino'sdan Köşebaşı'na Çömlek'e Parpali'ye olan çeşitliliğine kepçe atacağım...