27 Eylül 2012 Perşembe

Zeytinyağlı Fasulye



Eveeet, Efe’nin Mutfağı’ndan devam. Bugün hayatımda bir ilki gerçekleştirdim ve sizinle paylaşmak istedim: Zeytinyağlı Fasulye! Mis gibi oldu, fotodan da anlayacağınız gibi öyle fazla pişti, diri kaldı, yok efendim suyu çok oldu yağı az geldi, tuzu unutmuşum vb. bahaneler yok. Peki, hemen anlatalım nasıl yaptım.

Malzemelerimiz: Yarım kilo kadar taze fasulye, 3 adet büyükçe domates, bir adet büyükçe havuç, 1 büyük (ya da 1,5 normal boy) soğan çeyrek çay bardağına denk gelecek kadar zeytinyağı.

Fasulyeyi yıkadınız, her birinin baş ve kıçını tek tek kestiniz, ortadan kırıp bir kenara attınız (hah burda şans devreye girer ya da para. Benim fasulyem kılçıksız çıktı, ayıklama işlemiyle uğraşmadım). Soğanlar yemeklik doğrandı, havuçlar ince ince kesildi, domatesler keza küçük küçük doğrandı. Bir tencere alındı (orta boy bir şey olsun, ben küçük kullandım uğraştırdı sürekli içerdeki havayı boşaltmam gerekti zira ağzına kadar malzeme yığılmıştı). Yağı ekleyip önce soğan ve havucu öldürün, sonra fasulyeyi katın ve bi 7-8 dk. daha kavurun. Sonra domatesler, tuz ve bir su bardağı kaynamış suyu ekleyip tencereyi 40dk kadar düşük-orta ateşte pişirin. En sonda zaten bir bakarsınız pişmiş mi fasulyeler diye, tamamsa soğusun sonra dolaba alın anacım.

Zeytinyağlı Fasulye

İnsanlık için küçük ama benim için büyük bir adımdı  :D

Afiyet olsun.

Bu Kampanya Kacamadı!

Ucuz etin yahnisi yavan olur derler. Peki ya ette kampanya varsa? Amerika'da hosuma giden seylerden biri de musterilerin gonlunu kazanmayi iyi bilen mekan sahipleri. Ister happy hour'lar olsun ister boyle sevimlilikler, illa bir yerde bir sey oluyor mirim.

Sabah uyandigimda bolumden tanimadigim bir hanim ablamizin ilaniyla kendime geldim: "Bugun Columbus'taki tum Jimmy John's restoranlarinda soguk sandvicler sadece 1 dolara!" Hani su evimin dibinde her gecisimde burnumun diregini sizlatan sandvic kokularini salan Jimmy John's mu? Hani su kendimi her seferinde iceri girmemek icin zor tuttugum, degmez deyip gecistirdigim sandvicci mi?  Evet, ta kendisi.

Mekan kabaca boyle gozukuyor. Duvarlarda esprili seyler asili.
Bugunku hedefim gayet basitti. O bir dolarlik enfes sandvic yenecekti. Azicik Cheerios yiyip beklemeye koyuldum. 11-3 arasi olacakti bu kampanya ve de etrafta milyonlarca ac ve kurnaz undergrad varken sivrilmek cok kolay olamazdi. Neyse ki dusundugumden saf ciktilar. 10:40 sularinda siradaki yerimi aldim. Bugun hava yagmurlu oldugu icin disarida beklemek istemedim dogrusu. Onumde 8-9 kisi vardi. Kiyafetlerinden ve tavirlarindan anladigim bu abla ve abiler de benim gibi undergrad gazabindan korkup erkenden gelmeyi secmislerdi. Bunu yapmakta hakliydilar da.

Ac universite gencligi yagmura ragmen uzun bir kuyruk olusturdu. Bu kuyrukta tanisip evlenenler olacagini sanmam, hizli ilerliyordu zira.


Gel bana ya sandvic!
 Saat tam 11'de servise basladilar. Cidden iddia ettikleri gibi muthis bir hizla hazirliyorlar sandvicleri. O son anlara dogru uzayip giden sira aslinda o kadar korkunc bir hale gelmedi bekleyenler icin. Gelelim benim ne aldigima. Acikcasi secmekte cok zorlandim. Ama sonunda Pepe#1 adli sandvici secmeye karar verdim. Mantigim basitti: kimse bir numaraya babasinin hatri icin kotu bir sandvici koymazdi. Icindekiler ise su sekildeydi: Marul, domates ve mayonez esliginde tutsulenmis gercek Applewood hindi jambonu ve provolone peyniri. Bence soguk bir sandvic icin gayet guzeldi. Ekmegi beyaz ve yumusakti. Malzemesi gayet boldu. Saglikli olusu konusunda pek bir sey diyemeyecegim ama mideme oturmadi ve gayet guzel bir tad birakti agzimda. Ama en onemlisi... BIR DOLARDI KARDESIM! (Normalde de 5 dolarmis.. cok abartilacak bir sey degil aslinda..


Ama gordum ki keramet ekmegin icine gizlenmis.
Ilk etapta gozumu doyurmadi.











Sonuc olarak artik Jimmy John's un onunden gecerken yalanmama gerek kalmayacak. Her ne kadar sicak sandviclerini de merak ediyor olsam da bu hesapli yemek bence beni bir sure goturur.

26 Eylül 2012 Çarşamba

Mantarlı Ciks Makarna

Uzerine yapisan “ogrenci yemegi” etiketine ragmen makarnanin potansiyel basarisini inkar edemeyiz. Aramizda inkar edenler olursa da uzuluruz onlar adina. Cunku henuz guzel soslu bir makarna yemedikleri anlamina gelir bu. Nasil bir terslige kurban gittigini hala cozemedigim wagamama yazimda yeltendigim bu karbonhidrat zengini besine olan inancimi izninizle bugun ifade etmek istiyorum. Yalniz bu sefer usta seflerin degil bizzat kendi ellerimden cikan bir tarifle…

Basliktan da anlasilacagi uzere makarnamiz mantarli ve bir o kadar da ciks. Ikinci sifatin nereden geldigini merak ediyorsaniz bence malzemelere bir bakmalisiniz.


Ciks malzemelerimiz kavruluyorYarim paket kalem makarna
Yarim paket mantar (Burada cins cins var, ben Turkiye’dekilere en cok benzeyenini aliyorum.)
Uc adet uzerinde biraz yaprak da bulunan celery heart (kereviz saplari)–>ciks
Bir adet taze sogan
Ciks malzemelerimiz kavruluyor
Iki buyuk dis sarimsak
Lim suyu–>ciks
Zeytinyagi
Tuz
Karabiber
Toz feslegen
Bir aci biber cesidi olan cayenne–>ciks
Toz parmesan–>ciks


Tarife gelince… Gayet kolay. Makarnayi dilediginiz sertlikte hasliyorsunuz. Yukarida saydigim malzemelerden dogranabilecek gibi gorunenleri (mantar, sogan, kereviz sapi, sarimsak) itinayla dogruyoruz. Ben tercihen mantarlari cok ufacik yapmamayi seviyorum. Aksi halde siliklesip kayboluyorlar gibi geliyor*. Bir tavada hepsini birlikte kavuruyoruz. Baharatlarimizi serpiyoruz. Makarnamiz haslandiktan sonra  suzup kavrulmus olan karisimimiza ekliyoruz. Makarna karisimla kaynasincaya kadar bekliyoruz. Makarnalarimiza feslegen taneleri yapisip, mantarlar sarilinca ocagi sonduruyoruz. Tabagimiza aclik derecemizi tatmin edecek kadar koyup yemegimizi toz parmesan ile taclandiriyoruz. Bundan sonrasi cok basit. Yumuluyoruz. Doyuyoruz. Mutlu oluyoruz.
*Kivanc Dogan’in guzel tespitine ithafen…
Not: Son halinin gorselini maalesef paylasmiyorum. Zira telefonumla ektigim fotograf oldukca karanlik ve anlamsiz olmus. Karisima bakarak hayal edebilirsiniz bence. Yes, you can!

Atlantik Somonu - Hint Baharatı



Malum Binghamton'da hayat zor. Yalnızca öyle havalı bistrolar, pahalı restoranlar, kaliteli publar'dan değil sokak lezzetleri, salaş yerlerden de mahrumum. Hatta rivayete göre, buranın mezunlarından Prof. Çarkoğlu ayda bir kere eşiyle üniversitenin arka tepelerinde bir yerde yemek yerlermiş ordan bakınca boğazı andırıyor görüntü diye. Durum bu kadar vahim yani!
Ee bu durumda Efe dükkanı kapadı mı? Tabii ki hayır! Yola çıkarken mottomuz gurmelik'ten ziyade gourmand'lıktı, ki bu da yemeğe erişelebilen her yer için geçerli. Bundan sonra muhtemelen çoğunlukla Efe'nin Mutfağı etiketiyle karşınızda olacağım. Artık PhD ne kadar rahat verir de ben ne pişiririm bilemem ama amacım en basit yemeklerin bile tarifini yazmak, yazıldığını görmek ki bizim tecrübe ettiğimiz tariflerle ortak tada varabilelim. Yoksa oktayusta.com'dan herkes bakar, ama maksat birbirimizin tecrübelerini bilelim, keke yazdığı gibi yarım margarin koymayıp yarım çay bardağı zeytinyağı konarak aynı lezzete ulaşılabileceğini görelim :D
Neyse bu genel bir giriş diye uzattım. Bundan sonra pratik bi şekilde 4-5 satırlık tarifler ve belki bir fotoğraf şeklinde mesajlar atmak niyetindeyim. Belki bu metoda alışırsak herkes hafta 3-4 yazmaya başlar, tarifler artar da ben de "ya bugün ne pişirsem" derdinden kurtulurum.
Başlıktan da anlaşılacağı üzere fusion mutfaktan bir örnekle karşınızdayım: Körili somon. Aslında tarif annemin, kendi icadım değil; ancak yapmasını biraz daha basitleştirdim diyelim, daha az malzeme dolayısıyla daha az masraf ve daha pratik bir yemek.
Malzemelerimiz: Bir dilim somon (250-300gr), Yarım soğan, bir tutam karabiber, bir tutamdan az buçuk fazla köri ve bir gıdım zeytinyağı (illa ölçü derseniz 1/8 çay bardağı gibi kafanızda bile zor canlanacak bir şey söyleyebilirim, böylece çok az olduğunu anlarsınız :D)
Yapılış: Genişçe bir yağlı pişirme kağıdı kesin kendinize. İçine somonu direk koyun. Üzerine zeytinyağı, karabiber, köri ve salatalık doğranmış soğanı ekleyin. Biraz tuz da serpin derim ama abartmayın. Ha bir de ben yapmadım ama ince soğan doğrayıp onu da koyabilirsiniz. Annem içine envai çeşit ot da koyuyor ama dediğim gibi benim tarif pratik, iş insanı için. (Bir de yanına bence brokoli haşlayın derim zamanınız varsa.)
Yağlı kağıdı güzelce katlayın. 180 derecede 30-35 dk kadar pişirin. Karşınıza işte bu lezzet çıkacak:
Fırın işin içine girdi diye korkmayın. Bir kere fırında olunca daha sağlıklı, yağ tüketimi çok az. Hem de koku hiç yapmıyor çünkü yağlı kağıt kapalı. Ee yağlı kağıt kapalı olunca buharıyla da pişiyor ve kurumuyor. Hem de yağlı kağıtta olunca fırın ve tepsi batmıyor. Yani "bugün balık günü" söylemlerinin arkasında yatan zorlukları silip götürüyor.
Afiyet olsun, hayır dualarınızı şimdiden duyar gibiyim...

18 Eylül 2012 Salı

Emirgan Sütiş


Belki de mekan, İstanbul'un en başarılı kahvaltı noktalarından biri olarak sayılır ama ben size farklı bir yönünü göstermek istiyorum. Emirgan Sütiş benim için başka hiçbir yerde aynı tadı alamadığım bir lezzet sunuyor; döner!
Evet yanlış duymadınız, bildiğimiz dönerden bahsediyorum. Bunu söylerken İstanbul'un en iyi dönerini onların yaptığına dair bir iddiam yok fakat rahatlıkla damakta bıraktığı tat ve kalitesiyle farklı ve denenmesi gereken bir "danalık" olduğunu söyleyebilirim.
Emirgan Korusu'nda ya da sahilde yapılan bir yürüyüş ya da Sabancı Müzesi'ne bir ziyaret sonrası böyle bir tabağı kimsenin hayır diyeceğini düşünmüyorum. Üstelik aşağıdaki güzel ekmeklerle de şımartılıyorsunuz yemeğinizi beklerken!
Yalnizca döner yeseniz bence çok da sağlıksız bir ögle yemeği olmaz ama siz zaten Sutiş'in meşhur tatlılarını biliyorsunuz ve onların da tadına bakacaksınız. :)
O halde fotoğrafta gördüğünüz tatlılardan önce, kendi favorimi belirteyim; Fıstıklı baklava. Küçük dilimlenmiş ve bol fıstıklı baklavalarını dileyen tek hamlede hüpletebilir. Diğer yerlerle karşılaştırmaya girmeyeceğim ama çok iddialı bir baklava olduğunu söylemekten bir an bile tereddüt etmem.
Fıstık işini iyi biliyorlar. Dolayısıyla Fıstıklı kadayıflari da başarılıydı. İncecik, çıtır çıtır ve yine bol fıstıklı..
Muhallebileri hafif ve güzel. Onların meşhur tatlısı ama benim o kadar tarzım değil.
Ekmek kadayıfınin da hakkını vermişler.. Bir Kanaat değil ama idare ediyor..
Bu arada Kanaat bir Alex! Her alanda her mekanla lezzet savaşına girebilmesi de bunu kanıtlıyor. =)
Tabi ki dileyen kahvaltısını yapabilir ya da ince ve hafif pidelerini yiyebilir fakat benim "döner" tavsiyem aklınızın bir köşesinde bulunsun.

17 Eylül 2012 Pazartesi

Bes Kardesler Pide Salonu

Basliga aldanmayin, aslinda buranin adi Five Guys. Eksisozluk’teki entry’den odunc alip oyle yazmak istedim. Tembel ve usengec bir kucuk dana olarak ilk blog postumu an itibariyle yaziyorum. Tum Ohio’ya armaganim olsun!

Columbus’ta ziyaret edip bayildigimiz bu restoran zincirinin adi dedigim gibi Five Guys. Olaylari hamburger, patates kizartmasi ve… YER FISTIGI! (Nedenini sorgulamiyoruz. Severek lupletiyoruz.) Iceri girdiginizde dekorasyon acisindan pek bir atraksiyon beklemeyin. Ama Efe’nin dedigine gore kirmizi beyaz fayanslariyla Kristal Bufe’ye benziyormus icerisi. Sunu da eklemek gerekir ki sade ic mekan dort duvari kaplayan turlu turlu yerden aldiklari ovgulerle telafi edilmis. Dogusundan batisina bircok eyaletin seckin yayinlari Five Guys’a kaldirmis bas parmaklarini.

Gelelim yemeklere. Dort seceneginiz var: Hamburger, Cheeseburger, Bacon Hamburger, Bacon Cheeseburger. Regular olanlarda iki kofte oluyor, ufak boylarinda ise bir tane. (Hangisini sectigimizi soylemeye gerek var mi?) Burger cesidini sectikten sonra ic malzemeleri istek uzerine aliyorsunuz. Herhangi bir ekstra ucret olmaksizin! Bu ic malzemeler icinde ketcap, mayonez, hardal, domates, marul, tursu, izgara mantar ve sogan, normal sogan, jalepeno biberi, barbeku sosu, ne oldugunu bilmedigimiz A-1 sosu ve aci sos yer aliyor.

Gelelim bizim sectiklerimize:
Aysenur: Regular hamburger, ketcap, mayonez, hardal, domates, marul, tursu, izgara mantar ve sogan (buraya kadar olan malzemeleri everything olarak adlandirmislar..) ve barbeku sosu.


Efe: Regular cheesburger, barbeku sosu ve de tursu haric “everything”.

Normal boy patatesimiz (mc donalds’in “en” buyuk boyu civarinda) ve de buyuk boy kolamizla birlikte masamiza kurulduk. Bir kap da yer fistigini yanimiza aldik. (anne stili ‘evde yeriz’ dedik) Ha bu arada patatesler gercekten patates tadindaydi. Incecik degildi ve de findik yaginda kizartilmisti. Hamburgerlerin ozelligi ise mcdonalds ve burger king’tekilerin aksine dondurulmus kiymadan yapilmamis olmalari.






Yorumumuz cok netti: OH MY GOSH! Efe’nin sahsi yorumu: “dukkan burger’den sonra yedigim en iyi hamburger!” (siralamasi: 1- dukkan 2- five guys 3-numnum 4-mano 5-whooper) Hatta fastfood hamburgerde tartisilmaz en iyisi oldugunu da eklemeliyiz.
 
Fotograflar ne kadar aciklayici olur bilemem. Ama biz buraya bayildik! Efe keske patates ve kola almayip ikiser hamburger yeseydik diye pismanlik bile duydu sonunda. Ama hayat bu. Her zaman istedigini alamiyorsun.







Kissadan hisse: olur da yolunuz Amerika’ya duserse ne yapin edin bu hamburgerleri midenize indirin. Detayli bilgi ve de restoran konumlari icin: http://www.fiveguys.com/