12 Kasım 2012 Pazartesi

Kapuska Spaghetti Aldante

Evet yanlış duymadınız, pirincim olmayınca, bulgur bulamayınca angel hair spaghetti kırdım kapuskaya. Niye mi? Suyunu biraz çeksin diye.

Esas olay ise kapuska yapmam. Ah anacım ah şimdi seni anlıyorum. Hayır kıymetini değil, kolaya kaçmanı :D


Hemen tarife girdim lafı uzatmadan: 2 kaşık salça, orta boy lahananın yarısı, yarım bardak pirinç (normalde ama ben spagheti kırdım he he :D), 1 baş soğan, çok az zeytinyağı, 100gr kıyma.


Soğanlar zeytinyağında çevrildi, kıyma eklendi çevrildi, ince kıyılmış lahana çiğden kondu (bazı tarfiflerde önden pişirin kevgire çıkarın demiş, gereksiz). Üzerine salça eklendi, çevirildi ve lahananın hizasında hatta hafif altında kalacak kadar sıcak su kondu. Yaklaşık 30dk pişti. Pişmeye yakın ıslatılmış pirinci eklediniz bi 10-15 dk daha pişirdiniz ve afiyet olsun.


Görüntüye bakmayın inanılmaz lezzetli oldu :D



25 Ekim 2012 Perşembe

Gurbetçinin Avuntusu - Patlıcan-Pilav

Olmaz olmaz dememek gerek oldu. Canım karnıyarık ve pilav çekti. Normalde hiç de aramadığım bir kombinasyondur. Tamam severim ama aşermek başka haliyle. Neyse dedim ki "oğlum Efe pirincin var patlıcanın var ne duruyorsun, yemeği yapsana". Tabii her şey şarkıdaki kadar kolay değil zira Efe'nin aynı zamanda tonla okuması yazması gereken 3 reactionı, take-home exam'i ve notlaması gereken öğrenci sınavları vardı. Özetle o kadar zahmetli işe girişemezdim. Bunun içindir ki başlıkta "avuntu" olarak nitelendirdim pilav ve patlıcan yemeğini :D

Ama en azından bir numarası olsun istedim. Pilavı domatesli, patlıcanı kıymalı yaptım (ee patlıcan öyle olur derseniz cidden kızacağım çorba içersem ziyafetten saydığım bir hayatım var).

Malzemeler (pilav için): 2 adet domates, 3 su bardağı pirinç, çeyrek çay bardağı zeytinyağı, 3,75 su bardağı sıcak su (domates girdiği için suyu az koymak gerek).
Nasıl yaptım (pilav için): Küp domatesleri yağda çevirip azıcık öldürünce ılık sudan geçirilmiş pirinçleri katıp kavuruyorsunuz. Üzerine suyu, tuzu ekleyip kapağı kapatın, kısık ateşte pişssin. Ne zaman ki pilav göz göz olur tamamdır.

Malzemeler (patlıcan için): 1 büyük (ayse için zira ABD'de patlıcanlar devasa) ya da 3 normal patlıcan, varsa 2-3 kaşık domates/biber salçası, 1 büyük domates,1 soğan, 1 büyük patates (ki ben bunu unuttum), avuç içi kadar kıyma (kızlar siz iki avuç yapın :D), 2-3 diş sarımsak, çeyrek su bardağı zeytin yağı
Nasıl yaptım (patlıcan için): Klasik önce sağan ve sarımsağı yağda öldürdüm, arkasından eğer koyacaksanız patatesi koyun, hemen ardından kıymayı çevirin, salça ve domates, onları da çevirince küp küp kesilmiş patlıcanları katın. Tuz, biber artık isteğinize göre. Yaklaşık bi 30-40dk en az pişecek. Tadıp anlarsınız zaten.


Sunum size kalmış ama ben o pilav karnıyarık hissi için üst üste servis yaptım (ki bilen bilir hiç huyum değildir. İskenderi bile önce garnitür-yoğurt-pide-et sıralamasıyla yerim). İlk fotoğraf Aysenur'a yani akademik ortama hitaben. Popper, makaleler, ders notları ve yemek. İkincisi ise klasik foto olarak düşünülebilir.



16 Ekim 2012 Salı

Haliç Et Uykuluk

Haliç Kongre Merkezi'nde gerçekleşen İstanbul Barosu seçimi dolayısıyla seçim havası koklamakla, heyecanla ve ayakta geçen günün sonunda midelerimiz kazınmaktaydı. Hiç beklenmeyen bir adresten, dedemden, gelen öneri sonrası yemeğimizi yiyeceğimiz mekan daha sabahtan belliydi; kongre merkezinin yakınındaki uykulukçular.

Orkun'la birlikte dışarıdan bakarak mekanları birer birer geçtik, en son artık başka restoran kalmayacak korkusuyla ve park yeri bulmanın mutluluğuyla Haliç Et Uykuluk'un önüne çektik arabayı. Burada bizim için bir efsanenin doğacağını bilemezdik.




Öncelikle az çorbalarımızı ve duble piyazımızı söyledik. Çorba fena değildi; kaymak gibi ince çekilmiş, lezzeti yerinde bir mercimek çorbası. Piyaz ise ikimizden de iyi not aldı. Fasülyesi lezzetliydi, domatesi,marulu, soğanı taptazeydi. Yumurtasını da eksik etmemişlerdi, o da artı olarak hanelerine yazıldı. Fasülyesi biraz daha iyi olsaydı en iyiler listeme en üstten girebilirdi. Neyse ki kaçırdıkları bu nokta atışını hemen sonra telafi etmeyi başardılar.

Baş aktörümüz uykuluk, hayvanın (kuzu/dana) gerdan bölümünden elde edilen bir sakatat. Oldukça ileri düzeyde sakatatsever bir aile olarak bu uykuluk olayına nasıl uzak kaldık ya da benim hafızalarımda nasıl yer etmedi onu bilemiyorum. Annemin iddia ettiğine göre bize çocukken uykuluktan düğün çorbası yaparmış!

Neyse gelelim mekanın aklımızı alan ikilisine; Izgara Uykuluk ve Tereyağlı Pilav



Porsiyonu da gördüğünüz üzere oldukça büyük olan uykuluğu nefes almadan yedik diyebilirim. Yumuşacık, lokum gibi bir olay zaten. Üstelik ızgara olduğu ve etin kendisi de yağlı olmadığı için rahatça hüpletebiliyorsunuz. Patates kızartması, soğan halkası gibi karton kutuda satıldığı günleri hayal ediyorum; harika bir atıştırmalık olur!

Bakmayın pilavı ayrı yazdığıma, menüde ayrıca satılmıyor. Lakin biz fanatik "annepilavcıları" nın dışarıda yediğimiz bir pilavı bu kadar beğendiğimiz hiç olmamıştı. Korkunç lezzetli ve tane tane bir pilav. Porsiyonda verileni aynen bitirdiğimiz için bir tabak da pilav söyledik, kırmadılar getirdiler, keyfimize keyif kattılar.


Sonuç olarak beklentimizin çok yüksek olmadığı bu mekandan müthiş bir memnuniyetle ayrıldık.

Fiyatlar da standart sayılabilir:

Uykuluk : 11 tl
Piyaz      : 4 tl

Çorba    : 4 tl

11 Ekim 2012 Perşembe

Ispanak'ı Vurmasınlar

Bu akşamki yemeğim ıspanaktı. Özlemişim keratayı ne yalan. Ispanak almıştım geçen hafta bilemedim çiğ yoğurtlu mu yesem, yumurtalı kavurma mı yapsam yoksa normal yemeğini mi. En nihayetinde yemek yapıldı, işte tarif:

Bir paket ıspanak (evet Ayşenur için paket diyorum, büyük paket) ya da yarım kilo kadar ıspanak. Birer kaşık domates ve biber salçası (ki bende sadece domates püresi vardı). Bir adet büyük soğan. Çeyrek bardak pirinç. 100gr kadar kıyma (ki koyulmasa da olabilir ben ne zamandır et yemiyorum diye koydum) 1/5 bardak zeytinyağı (artık öğrenelim Efe zaten başka yağ pek kullanmıyor, siz de bırakın).

Önce ince kıyılmış soğanı ve varsa kıymayı yağda güzelce çevirdim. Soğan ölüp kıyma ile suyu çekince 2 kaşık domates püremi ekledim. Şimdi sıra ıspanakta: arkadaşlar ıspanak koca tencereye sığmayacak gibi geliyor ama sonra garibim söne söne "ya bu bana anca iki gün yeter" kıvamına geliyor. Bu yüzden büyük tencrede yapın "ben tekim işimi görürüm" filan demeyin. Ha diyecekseniz de şu ölçüleri indirin yarıya. Neyse uzatmayalım ıspanağı koyduk ve kendisi o böbürlenmiş halinden süt dökmüş kediye dönünceye kadar pişti.  Ardından sudan geçirip pirinci kattım (öyle pirinci geceden suya koyup sabah kahvaltısını filan ettirmenize gerek yok). Şöyle bir çevirdim 1-2 dk arkasından 1,5 su bardağı kaynar su ekledim üstüne ve kısık ateşte pişmeye bıraktım. Dakika hesabı yok (ama 15 dk filan o sırada comperative makalemin ilk sayfasını yazdım ona göre hesap edin), pirinç yenir duruma gelince altını kapayın.


Şimdi bir iki uyarı (hoş tarif verirken bunları hesaba katarak verdim):

1- Aman kıymayı çözdürürken mikrodalgada çok zaman geçirtmeyin, mümkünse dışarıda çözülsün. Benim kıymalar et haline geldi didikleyene kadar canım çıktı.
2- Bu pirinç de az duruyor demeyin. Ben biraz fazla koymuşum ama foto'da abarmış o kadar fazla da değil şu an.
3- Tuz-biber koymayı unutmayın!!!
4- Sarımsaklı yoğurt!!!
5- "Ya efe biz gek gek geğirmemize rağmen kolpa çıktık şuraya iki yazı yazmıyoruz nerede kaldı yemek yapmak" demeyin. Tüm yemeği yapmak 20dk sürdü. Arada da makale yazmaya başladım. Haftada 400-500 sayfa okuyup, okuduğumu özetleyip, üzerine düşünüm, her hafta iki tane reaction paper yazıp yetmezmiş gibi ders verip, quiz okuyup sonra da 200 sayfa short paper okuyup, midtermleri kontol etmeyi bekliyorsam sizin de zamanınız yeter. :D

8 Ekim 2012 Pazartesi

Bu dünyada iki türlü insan var: Pırasa sevenler ve sevmeyenler!

Her ne kadar Baba Zula böyle demiş olsa da aşağıda vereceğim tarif iki insan tipine de hitap ediyor merak etmeyin. Bugünkü yemeğim pırasa kavurmaydı.

Pırasadan hazzetmem, edeni de çok sevmem açıkçası. Eşkili (Erzincan şivesinden böyle, hep Kemal mi memleketçilik yapacak :D) ya da zeytinyağlı pırasa fark etmez  eve ikisine de pas vermez durumu yani. Yıllarca da evde kavga sebebi oldu. "hadi yavrum ye bak çok vitaminli" diyen anneme "tabi ya pırasa değil pürhassa derdi deden" diyen babam eşlik etti, ben hayır dedim. Yetmedi annemden "aa nerden çıktı sen severdin küçükken" cümleleri duymaya başladım taa ki geçen seneye kadar. Neyse uzatmayalım annemin bunu bana yedirmek için bulduğu tek yöntem pırasanın soğan olma özelliğini kullanıp kavurmasıydı. Üzerine de yumurta kırılınca...

Tarif basit: 1 sap pırasadan iki-üç tabak çıkıyor. Pırasayı güzelce yıkayın toprağı gitsin, ince ince doğrayın, tavaya iki kaşık yağ, iki diş sarımsak-doğranmış pırasa-bir adet doğranmış domatesle kavurun. Tam lezzeti için kıyma da koymak gerek aslında ama kim uğraşacak dedim ben. Tuzunu karabiberini eksik etmeyin aman! Tadıp yenilecek durumda mı anlarsınız zaten. Bitti mi hayır. Ayrı küçük bir kapta üzerine yumurtayı kırın, ateş ve buharın bütünleşen gücüyle bir güzel haşlansın o yumurta üzerinde. Afiyet olsun.


5 Ekim 2012 Cuma

RIB!

Hatırlarsınız bahsetmiştim, buralarda rib çok önemli bir kültürmüş diye. Rib de ne ola derseniz kaburga diyebilirim ancak yeme şekilleri bizden baya pahalı. Türkiye'deki kaburga malum genelde pilavla giden, haşlanmış etin sıyrılmasıyla yenen bir lezzet iken, buradaki kaburga çizgi filmlerde gördüğümüz cinsten, yan yana kaburga kemikleri ve arasında leziz eti :D

Et sanırım önce biraz haşlanıp hafif yumuşatılıp sonra güzelce ızgara yapılıyor, bol barbekü sosuyla tamamlanıyor. İlik gibi bir et, tabi biraz yağlı! Ancak kemikten kolayca sıyrılıyor. Dediğim gibi tam bir çizgi film görüntüsü, en sonda güzelce sıyrılmış tek tek kemikler kalıyor.



Etin yanında ekmek, coleslaw, patates kızartması ve içecek! Et yağlı olduğu için kola içilmesi ferahlatıcı olabilir. Peki ben nasıl buldum. Öncelikle yediğimiz yer meşhur bir yer ama fast food tarzı bir mekan. Hoş buralarda öyle zaten çok kaliteli nezih restoran yok genelde hep bu ayarda ancak ona rağmen pahalı bir şey rib. Tek kişi içecek dahil 13 dolar tuttu.

İki büyük kaburga oluyor (ki siz su an köfte zannediyor olabilirsiniz ama altta kemik kısmı var) bence biraz fazla! Öyle ki son etin 1/3'ünü bıraktım Mert yedi :D Plastik çatal da pek işe yaramıyor elle yeniyor. Bir sıkıntısı çok barbekü soslu ki ABD'deki barbekü sosları bizim İstanbul'da yediklerimiz gibi değil (emin olun ist'de daha güzel burada şekerli gibi). Neyse özetle bir daha yendiğinde iki kişi bir porsiyon ve az barbekülü almak gerek.
Uzun lafın kısası buraya gelenlere tattırabileceğim bir lezzet, elinizi çabuk tutun gelin ribler bitiyor :D

27 Eylül 2012 Perşembe

Zeytinyağlı Fasulye



Eveeet, Efe’nin Mutfağı’ndan devam. Bugün hayatımda bir ilki gerçekleştirdim ve sizinle paylaşmak istedim: Zeytinyağlı Fasulye! Mis gibi oldu, fotodan da anlayacağınız gibi öyle fazla pişti, diri kaldı, yok efendim suyu çok oldu yağı az geldi, tuzu unutmuşum vb. bahaneler yok. Peki, hemen anlatalım nasıl yaptım.

Malzemelerimiz: Yarım kilo kadar taze fasulye, 3 adet büyükçe domates, bir adet büyükçe havuç, 1 büyük (ya da 1,5 normal boy) soğan çeyrek çay bardağına denk gelecek kadar zeytinyağı.

Fasulyeyi yıkadınız, her birinin baş ve kıçını tek tek kestiniz, ortadan kırıp bir kenara attınız (hah burda şans devreye girer ya da para. Benim fasulyem kılçıksız çıktı, ayıklama işlemiyle uğraşmadım). Soğanlar yemeklik doğrandı, havuçlar ince ince kesildi, domatesler keza küçük küçük doğrandı. Bir tencere alındı (orta boy bir şey olsun, ben küçük kullandım uğraştırdı sürekli içerdeki havayı boşaltmam gerekti zira ağzına kadar malzeme yığılmıştı). Yağı ekleyip önce soğan ve havucu öldürün, sonra fasulyeyi katın ve bi 7-8 dk. daha kavurun. Sonra domatesler, tuz ve bir su bardağı kaynamış suyu ekleyip tencereyi 40dk kadar düşük-orta ateşte pişirin. En sonda zaten bir bakarsınız pişmiş mi fasulyeler diye, tamamsa soğusun sonra dolaba alın anacım.

Zeytinyağlı Fasulye

İnsanlık için küçük ama benim için büyük bir adımdı  :D

Afiyet olsun.

Bu Kampanya Kacamadı!

Ucuz etin yahnisi yavan olur derler. Peki ya ette kampanya varsa? Amerika'da hosuma giden seylerden biri de musterilerin gonlunu kazanmayi iyi bilen mekan sahipleri. Ister happy hour'lar olsun ister boyle sevimlilikler, illa bir yerde bir sey oluyor mirim.

Sabah uyandigimda bolumden tanimadigim bir hanim ablamizin ilaniyla kendime geldim: "Bugun Columbus'taki tum Jimmy John's restoranlarinda soguk sandvicler sadece 1 dolara!" Hani su evimin dibinde her gecisimde burnumun diregini sizlatan sandvic kokularini salan Jimmy John's mu? Hani su kendimi her seferinde iceri girmemek icin zor tuttugum, degmez deyip gecistirdigim sandvicci mi?  Evet, ta kendisi.

Mekan kabaca boyle gozukuyor. Duvarlarda esprili seyler asili.
Bugunku hedefim gayet basitti. O bir dolarlik enfes sandvic yenecekti. Azicik Cheerios yiyip beklemeye koyuldum. 11-3 arasi olacakti bu kampanya ve de etrafta milyonlarca ac ve kurnaz undergrad varken sivrilmek cok kolay olamazdi. Neyse ki dusundugumden saf ciktilar. 10:40 sularinda siradaki yerimi aldim. Bugun hava yagmurlu oldugu icin disarida beklemek istemedim dogrusu. Onumde 8-9 kisi vardi. Kiyafetlerinden ve tavirlarindan anladigim bu abla ve abiler de benim gibi undergrad gazabindan korkup erkenden gelmeyi secmislerdi. Bunu yapmakta hakliydilar da.

Ac universite gencligi yagmura ragmen uzun bir kuyruk olusturdu. Bu kuyrukta tanisip evlenenler olacagini sanmam, hizli ilerliyordu zira.


Gel bana ya sandvic!
 Saat tam 11'de servise basladilar. Cidden iddia ettikleri gibi muthis bir hizla hazirliyorlar sandvicleri. O son anlara dogru uzayip giden sira aslinda o kadar korkunc bir hale gelmedi bekleyenler icin. Gelelim benim ne aldigima. Acikcasi secmekte cok zorlandim. Ama sonunda Pepe#1 adli sandvici secmeye karar verdim. Mantigim basitti: kimse bir numaraya babasinin hatri icin kotu bir sandvici koymazdi. Icindekiler ise su sekildeydi: Marul, domates ve mayonez esliginde tutsulenmis gercek Applewood hindi jambonu ve provolone peyniri. Bence soguk bir sandvic icin gayet guzeldi. Ekmegi beyaz ve yumusakti. Malzemesi gayet boldu. Saglikli olusu konusunda pek bir sey diyemeyecegim ama mideme oturmadi ve gayet guzel bir tad birakti agzimda. Ama en onemlisi... BIR DOLARDI KARDESIM! (Normalde de 5 dolarmis.. cok abartilacak bir sey degil aslinda..


Ama gordum ki keramet ekmegin icine gizlenmis.
Ilk etapta gozumu doyurmadi.











Sonuc olarak artik Jimmy John's un onunden gecerken yalanmama gerek kalmayacak. Her ne kadar sicak sandviclerini de merak ediyor olsam da bu hesapli yemek bence beni bir sure goturur.

26 Eylül 2012 Çarşamba

Mantarlı Ciks Makarna

Uzerine yapisan “ogrenci yemegi” etiketine ragmen makarnanin potansiyel basarisini inkar edemeyiz. Aramizda inkar edenler olursa da uzuluruz onlar adina. Cunku henuz guzel soslu bir makarna yemedikleri anlamina gelir bu. Nasil bir terslige kurban gittigini hala cozemedigim wagamama yazimda yeltendigim bu karbonhidrat zengini besine olan inancimi izninizle bugun ifade etmek istiyorum. Yalniz bu sefer usta seflerin degil bizzat kendi ellerimden cikan bir tarifle…

Basliktan da anlasilacagi uzere makarnamiz mantarli ve bir o kadar da ciks. Ikinci sifatin nereden geldigini merak ediyorsaniz bence malzemelere bir bakmalisiniz.


Ciks malzemelerimiz kavruluyorYarim paket kalem makarna
Yarim paket mantar (Burada cins cins var, ben Turkiye’dekilere en cok benzeyenini aliyorum.)
Uc adet uzerinde biraz yaprak da bulunan celery heart (kereviz saplari)–>ciks
Bir adet taze sogan
Ciks malzemelerimiz kavruluyor
Iki buyuk dis sarimsak
Lim suyu–>ciks
Zeytinyagi
Tuz
Karabiber
Toz feslegen
Bir aci biber cesidi olan cayenne–>ciks
Toz parmesan–>ciks


Tarife gelince… Gayet kolay. Makarnayi dilediginiz sertlikte hasliyorsunuz. Yukarida saydigim malzemelerden dogranabilecek gibi gorunenleri (mantar, sogan, kereviz sapi, sarimsak) itinayla dogruyoruz. Ben tercihen mantarlari cok ufacik yapmamayi seviyorum. Aksi halde siliklesip kayboluyorlar gibi geliyor*. Bir tavada hepsini birlikte kavuruyoruz. Baharatlarimizi serpiyoruz. Makarnamiz haslandiktan sonra  suzup kavrulmus olan karisimimiza ekliyoruz. Makarna karisimla kaynasincaya kadar bekliyoruz. Makarnalarimiza feslegen taneleri yapisip, mantarlar sarilinca ocagi sonduruyoruz. Tabagimiza aclik derecemizi tatmin edecek kadar koyup yemegimizi toz parmesan ile taclandiriyoruz. Bundan sonrasi cok basit. Yumuluyoruz. Doyuyoruz. Mutlu oluyoruz.
*Kivanc Dogan’in guzel tespitine ithafen…
Not: Son halinin gorselini maalesef paylasmiyorum. Zira telefonumla ektigim fotograf oldukca karanlik ve anlamsiz olmus. Karisima bakarak hayal edebilirsiniz bence. Yes, you can!