31 Mart 2012 Cumartesi

Çocukluğumun lezzeti.. Kadıköy Ekspres İnegöl Köftecisi..


Kadıköy'ün benim kalbimde çok farklı bir yeri var, bunda doğma büyüme Kadıköylü olmamın etkisi büyük olsa gerek.. Taptaze balıkların, meyve-sebzelerin mekanı Balık pazarı, kaosun merkezi Altıyol - Bahariye, huzurlu bir arka bahçe tadındaki Moda.. Bir de korna seslerinin, mahşer kalabalığının, yüksek binalı dar sokakların arasına gizlenmiş büyüleyici mekanları var..
Bunlardan biri Ekspres İnegöl Köftecisi.. Mekan, meşhur Baylan Pastanesi'nin yanında, Hacı Bekir lokumcusunun karşısında.. Dışarıdan bir restoran izlenimi vermeyen, belki yıllarca önünden geçseniz fark edemeyeceğiniz bir yer.. Dekorasyonu nostaljik ve sade, esnaf lokantası tadında.. Mekanın sizi dekorasyonuyla tavlayamayacağı kesin, ama içerinin her daim kalabalık olması kalitesini kanıtlıyor..
İsminden de anlayabileceğiniz üzere mekanın spesyali inegöl köftesi.. Ama sırayla gideyim.. Öncelikle yine isminden gelen bir özellik olsa gerek, servis bir hayli "ekspres".. Masaya oturduğunuz anda tazecik beyaz fırın ekmeği gelir, o ekmek her zaman çıtır çıtırdır.. Yandan yandan o ekmekleri yemeye başlarken siparişiniz alınır, 5 dakikadan kısa sürede her şey masanızda olur.. (Mekanla ilgili enteresan bir detay: yemekleri bir garson, içecekleri başka bir garson getirir..) Güleryüzlü, babacan garsonları vardır..
Köftesi, benim bu zamana kadar yediğim en iyi inegöl köfte.. Köfteler büyük değil, böyle minik minik, tek seferde yemelik :) Zincirleşmiş Sultanahmet köftecisi, Ramiz Usta vs gibi restoranların köftelerine on basar kanımca.. Kaşarlı köftesini de çok sevenler var, ama ben diğerinden vazgeçip hiç deneyemedim :) Mekanın benim için can alıcı noktalarından bir diğeri de kızarmış patateslerinin "anne" usulü, dolgun dolgun olması.. (Sanırım patatesleri hazır donmuş paketlerde almıyorlar, kendileri kesiyorlar..) Köfte tabağında biber turşusu ve acı sos da gelir, bunlar da her daim aynı lezzettedir, şaşmaz..
Ekspres İnegöl Köftecisi'nin müdavimleri arasında köftesi kadar piyazı da meşhurdur sanıyorum.. Başka yerlerde pek rastlamadığım şekilde piyazın yanına haşlanmış yumurta da koyuyorlar, bence çok yakışıyor.. Yağından, sirkesinden, soğanından esirgemeden getiriyorlar piyazı.. Köftenin yanında kesin yenmeli..
Fiyatlara gelecek olursak.. Sanırım eskiden daha ucuzdu, biraz artırmışlar.. Ama yine de bu kaliteye değer, pişman olmayacaksınız.. Köfte porsiyon 9 TL, piyaz 4 TL..
Eğer siz de yüz sayfalık menüsü olan, pizza-hamburger-sandviç-salata-makarna-fajita-bıdı bıdı bir sürü yemek sunan ama hiçbirini çok iyi yapamayan cafe/restoran'lardan sıkıldıysanız, yolunuz Kadıköy'e düştüğünde 50 yıllık mazisi olan Ekspres İnegöl Köftesi'ne uğrayın.. Mekan uzun uzun oturulup sohbet edilecek bir yer değil, ama tatlıya Baylan'da bir Kup Griye veya Balık Pazarı'nın ucundaki Yanyalı Fehmi'de Dondurmalı Peynir Tatlısı ile devam edebilirsiniz..

30 Mart 2012 Cuma

Kimler geldi, kimler geçti.. Café de Flore..


Efendim Paris ziyaret edilip de Saint German'de arzı endam etmeden olmaz.. Oraya uğramışken de bir turist olarak vermeniz gereken önemli bir karar vardır; Cafe de Flore'a mı oturulacak Les Deux Magots'ya mı?
Biz ilk seferinde Özge'nin içinden gelen sesi dinleyerek Cafe de Flore'da tercih kıldık.. Bu iç sesin İphone'nun Paris Application'ındaki Cafe de Flore anlatımından ne kadar etkilendiği ise bir muammadır benim için..
Nedir efendim burayı özel kılan?
Öncelikle tarihi.. Özellikle 2. Dünya Savaşı sonrası entellektüel camianın uğrak noktası olmuş Paris'te.. Hemingway'ler romanlarını yazmış.. Sartre ve Simon de Beauvoir iç güveysi gibi yerleşmişler kafeye.. Bu nedenle "Amanın buralarda oturmuşlar, şunları tartışmışlar, ben de sürtünürsem yazar olur muyum" diyerekten mekana giriyorsunuz.. Ben şahsen birkaç yazar da gördüm içeride, köşelere çekilmiş buhranlı bir havayla yazılar yazan.. Amma velakin, önlerindeki bilgisayarlar kafanızda yarattığınız atmosferi biraz bulutlandırıyor.. Ne yapacaksınız, 21. yüzyılın 6. arrondissement'ında hala kalem kağıt kullanacak değiliz ya.. Bir diğer acı tebessüm de masaların ve sandalyelerin satılık olması nedeniyle yerleşiyor yüzünüze.. İşi biraz ticarete dökmüşler anlayacağınız..
Biz gourmand'ları ilgilendiren özelliklerine gelirsek.. Ben "Tarte Tatin"lerine hayran oldum.. Fransızların geleneksel tatlılarından biri olan tart, tereyağı ve şekerle karamelize edilmiş elmayla kaplı.. Yanında da yine Fransız'ların ünlü "craime fraiche"iyle (taze krema) servis ediliyor.. Ben ikisinin uyumunu çok beğensem de taze kremanın ekşili tadından hoşlanmayanlar için dondurma da muhteşem bir yancı olabilir..

Bir diğer özel lezzet ise sıcak çikolataları.. Oldukça kıvamlı ve lezzetli.. Bilenler için İstiklal'deki J'adore'un sıcak çikolatasını andırıyor.. Küçük bir sürahide geliyor ve 3-4 küçük fincan çıkabiliyor.. "Ne kadar güzel, tam paylaşmalık!" diyenlere ise maalesef kötü haberim var.. Kafenin meşhur ve prensip sahibi garsonları içecek paylaşmanıza izin vermiyor.. Herkes kişi başı bir içecek almalı.. Tatlılar da ise böyle bir baskı yok.. Zaten tarte tatin'i tek başına yiyebilecek arkadaşları da şimdiden tebrik ediyorum..
Ben bu lezzetlerden memnun kalarak kardeşim Orkun'u da geldiğinde oraya götürdüm.. Özkan ve Aslı'nın da sohbetiyle ağır ağır tartımızın, sıcak çikolatamızın keyfini çıkarıp görevimizi yerine getirmemizin rahatlığıyla mutlu mesut ayrıldık..
Fiyatlar:
Chocolat chaud (sıcak çikolata) : 6.5 euro
Tarte Tatin : 8.5 euro

25 Mart 2012 Pazar

Afyon'un nesi meşhurdur, sucuğu, kaymağı? Kahvaltısı...


Daha önce de bahsettim, Ataşehir İstanbul'un yükselen yıldızı, ha keza Ataşehir'deki lezzetler de. Geçtiğimiz pazar Küçük Danalar ekibi olarak Afyon Cumhuriyet Sucukları Kahvaltı'daydık...
Oldum olası anlam veremem... Niye insanlar Pazar gününü bu denli sever. Benim için pazar en huzursuz gün olmuştur hep. Tamam ödevlerimi Cuma'dan yapardım ki son güne kalmasın, iki gün özgürce sokaklarda top peşine koşayım ama yine de Pazar günleri bana kum saatinin ince boynundan dökülen son kum taneleri gibi gelmiştir hep. Akşam erken yatmanız gerekir bir sonraki gün okul vardır, henüz bitirmediyseniz bir işiniz vardır, ya da benim gibi yatılı okuduysanız toplamanız gereken bir bavulunuz, ayrılmanız gereken sıcak bir eviniz vardır. Uzun lafın kısası Pinhani'nin dediği gibi "Pazar günleri Pazartesi alır" beni :)
Son bir iki senedir farkediyorum ki pazara cumartesiden bakmak gerekiyormuş: Geç yatma özgürlüğünün, alarm kurmaksızın kalkma zevki ve zengin Pazar kahvaltısıyla birleşimi. Lafı daha çok uzatmayayım, geçtiğimiz pazar da aynı böyle bir pazardı... Sabah mahmurluğu üzerine muhabbetle uykular açıldı, mideler kazınmaya başladı, eşofman giyildi (dikkat edin tekil anlatım!) ve kış sonrası güneşinin mantosuz gezinmeye izin verdiği günlerden birinde yola düşüldü. Yola düşmek derken, eğer Ataşehir'deyseniz 2-5 dakika arası yüründü demek istedim. Hedef Afyon Sucukları Kahvaltı'ydı. Mekan her zamanki gibi tıklım tıklım, açan güneşin etkisiyle masalar dışarda sıralanmış. Küçük Danalar ise yarı açık yarı kapalı bir masa tercihinde bulundu :D
Kahvaltının içeriğine gelince... O gün adlandırıldığım üzere "yılların kahvaltıcısı" olarak şu basit formülü size sunuyorum: ortaya kaç kişiyseniz o kadarlık peynir tabağı, söğüş tabağı, bal-kaymak, bir spesiyal ve çay. Peynir tabağı bir hayli zengin. Otlu peynir, sepet peyniri, isli peynir, izmir kaşarı, tulum peyniri, beyaz peynir çeşitlerden sadece bazıları. Bunun yanı sıra acılı peynir ezmesi (ki orjinal adını biliyorsanız belirtin) değişik bir tad da öneriyor. Domates-biber-zeytinden oluşan söğüş tabağı peynirlerin tamamlayıcısı. Hele ki sürekli yenilenen kızarmış sımsıcak ekmekle birlikte bana bana doyuyorusunuz zeytinyağına. Bir de içine lor doldurulmuş tek lokmalık kuru domatesler var ki... Ah bir de şu biberler hafif acı olsa da yana yakıla tadını alsak şahane olurdu.
Spesiyaller ayrı bir paragrafı hak eder türden zira mekanı anlatılır kılan onlar. Öncelikle sucuğu çok lezzetli kahvaltıcının adından da anlayabileceğiniz üzere. Biz sucuklu yumurta aldık, ancak yumurtalı sucuk da diyebilirsiniz zira sucuk porsiyonu bol. Pastırması da bir hayli güzel ama tavsiyem yeni gelmişken yumurtasına ekmek banarak sıcak sıcak lüpletmeniz, sonra hem pastırmalar soğuyup kuruyor, hem de yumurtanın o cezbeden görüntüsü gidiyor. Seçenek olarak bir de kavurma vardı ki, toplam da 4-5 kere gittiğim bu mekanda hiç yeme fırsatına erişemedim. Kuşkusuz omlet ve menemen çeşitleri de var, kanımca kötü de değillerdir ama önerdiğim formülümü kullanacaksanız sucuğu pastırmayı kaçırmayın derim.
En sonunda ise bal-kaymak kısmı ki mekandaki kaymak da bence bir hayli lezzetli. Afyon'un nesi meşhur dersek tabii ki her şeyi diye cavap alınabilir sorulan kişiye göre (galiba Afyonlular da Karadenizliler gibi süsleme sanatında uzman :D) ancak kaymak herhalde kimsenin itiraz edemeyeceği bir tat. Kızarmış ekmek üzerine bol kaymak-az bal sürerek sütün tadını almak ise... İki kişi gidilirse böyle bir menünün iki barda çay ile fiyatı kişi başı 20 liranın biraz üzerinde, ama temiz hava, pazar güneşinde yürüyerek gidebileceğiniz lezzetli bir kahvaltının bedeli tartışılmaz...

15 Mart 2012 Perşembe

Bir Nantes klasiği: La Crêperie Jaune


Ürkek bir şekilde bir gece yarısı vardık Nantes'a Ali Türek'le birlikte.. Yurtlarımıza ulaştık zar zor bavullarımızla.. Yeni hayatımızın hayallerini kurmaya fırsat dahi bulamadan yorgun argın uyuyakaldık çarşafsız yataklarımızda montlarımıza sarılarak..
Bir şehre ısınmak için en iyi yol değildi şüphesiz.. Neyse ki ertesi gün Laure'la buluştuk.. Ali'nin St. Joseph'ten matematik hocası olan ve Nantes'ın sayfiye mekanı olan St. Nazaire'de ailesiyle yaşayan Laure bu kötü başlangıcı koca bir tebessüme dönüştürdü bir gün içinde.. Tabi büyük tebessümler için öncelikle lezzetli yemeklerle dolu bir mide gerekirdi.. Biz de gereğini yaptık.. =)
Nantes'ın merkezi olan Commerce'e en yakın duraklardan biri olan Place du Cirque'te (duraklar arası tramvayla 1-2 dakika) buluştuk ve sonradan Nantes'ın Asmalısı diye adlandıracağımız Bouffay'e yollandık.. Dar sokakları, sevimli bir mimarisi olan, bir çok kafe ve bar dolu bir mahalle burası. Orada Nantes mutfağıyla tanışacağımız adres ise Crêperie Jaune olacaktı..
Krep, Breton bölgesinin geleneksel lezzeti (Nantes şu anda Pays de la Loire bölgesine bağlı olsa da tarihsel olarak Breton Bölgesinin merkezidir).. Kara undan yapılanına "Galette" diyorlar ve tuzlu ek malzemelerle servis ediyorlar. Beyaz undan yapılanına ise "Crêpe" deniyor ve Nutella başta olmak üzere tatlı ek malzemelerle tüketiliyor.. Nantes'taki krepçilerin menülerinde pişmiş elma içeren tariflere daha çok rastlanıldığını belirtmem gerekiyor..
Biz Ali'yle Galette Campagnard seçtik.. Başka krepçilerin menülerinde Galette Tartiflette olarak da geçiyor.. İçerisinde füme lardon (domuz jambonu/kuş başı), patates, karamelize soğan, peynir ( emmantel/reblochon) ve krema bulunuyor.. Malzemelerin uyumu çok başarılı.. Üzerinde bir parça tereyağıyla birlikte servis ediliyor, sıcacık gelen galette'inizin üzerinde eritiyorsunuz..
(Özkan'larla birlikte gittiğimizde ise Galette Indienne'i denemiştim.. Tavuk, peynir ve domates vardı içinde.. Pişmemiş domates nedeniyle çok sulu olması yavan bir tada yol açmıştı, üzerindeki köri sosuna rağmen..)
Galette'imize yancı olarak da yine Breton bölgesinin geleneksel içkisi olan Cidre'i (elma şarabı) seçtik.. Demi-sec (yarı tatlı ile sek arası) veya Brut seçilebiliyor.. Biz brut aldık.. Cidre ne tam şarap gibi ne bira gibi.. Bize biraz yabancı bir tat ilk başta.. Fakat galette ile birlikte müthiş bir ikili oluyorlar.. Bu arada alkol oranı %5 ve fotoğraftaki küçük bardaklarda servis ediliyor..
Crêperie Jaune'a sonrasında 2-3 defa daha geldik.. Krepleri çok lezzetli olmakla birlikte servis oldukça yavaş ve garsonlar çok suratsızlar.. Fransızların önemli stereotiplerinden biri de garsonlarının kabalığıdır.. Bunun çok da yanlış bir yargı olmadığını orada yaşayıp görmüş biri olarak artık bu özelliği değerlendirmelerde bir kriter olarak kullanmıyorum =)
Sonuç olarak klasik bir Nantes/Breton yemeği bizi kendimize getirdi.. Hem doyurucu hem de ağır olmayan bir öğle yemeği yemiş olduk.. O diyarlara uğrayan herkesin tatması gereken bir ikili..
Fiyatlara gelicek olursak:
Spesiyal Galetteler 7-10 euro arasında değişiyor.. Bizim yediğimiz Campagnard 9.6 euro idi
Spesiyal Krepler ise 6-8 euro arasında..
Bunların dışında ek malzemeleri kendiniz belirleyerek de galette ve krebinizi hazırlayabiliyosunuz.. Bunlar da aşağı yukarı aynı fiyat aralığına denk geliyor..
Cidre'in bardak fiyatı 2.5 euro, şişe fiyatı ise 7.6 euro..