4 Haziran 2012 Pazartesi

Lübnan Lezzetleri


Zamanlama açısından geç bir yazı oldu ancak Lübnan gezisinin pek de bahsetmediğim lezzetleri atlanacak gibi değil. Ha derseniz ki "Lübnan mutfağı inanılmaz mıydı?" samimi cevabım "bir Suriye değil" olacaktır. Yine de Suriye'nin halihazırdaki durumu düşünüldüğünde yemekte lezzet-güvenlik endeksinde Lübnan bir adım önde :D (hoş orası da karışmaya başladı haberiniz ola!)
Genel anlamda seyahatten bahsetmek gerekirse kampanya dahilinde gidiş dönüş 300 TL'ye alınan uçak bileti, geceliği 65-70 liradan 4 yıldızlı merkezi otelde konaklama, yeme-içme ve Lübnan'ın dört bir yanını özel araç tutarak gezme işlemi 600-700 lira civarı mütevazi bir fiyata geliyor. Gitmeyi düşünürseniz Efe Tokdemir rehberlik hizmetiyle karşınızda, ancak konumuz mutfak hemen oraya dönüş yapalım.
Önce dillere destan Humus'tan başlayalım. Nohuttan yapılma ülkemiz güney illerinde de sıklıkla karşılaşılabilen bu lezzetin anavatanı Lübnan. 3 çeşidi oluyor: 1- Sade humus, 2-Nohutlu humus (humus üstüne ek nohut da koyuluyor 3- Etli humus. İşte bu sonuncu beni benden alıyor. Humusu düşünün, ılık ve mis gibi zeytin yağı kokuyor, ortasına da kavurma etine çok yakın bir tadı olan et ve çam fıstıgı. Tek başına iki kişiye öğlen yemeği olarak yetiyor yanında sıcacık pofuduk ekmek getirildiğini düşünürseniz. Ancak sıcak yaz günlerinde ağır gelir, ya da ben tadımlık alayım basenler iyice çıktı diyorsanız işte o zaman bir diğer Lübnan lezzeti Fattouche devreye giriyor. Çok ince kıyılmış maydonoz ve dereotunun küp kesilmiş domatesle harmanlandığı limon ve zeytinyağı eklenmesiyle kaşıklık hale getirilen bir lezzet. Şahsen bizim öğlen yemeği tercihimiz bir humus bir de fattouche oluyordu, Orkun humusa yoğunlaşıyor, ben fattouche'a abanıyordum :D. Ama en nihayetinde karşılaştırma amaçlı söylemek gerekirse Lübnan'lı dostlar alınmasın ortalama tad açısından Suriye humusta daha iyi :)
Gelelim Vedat Milor'un da ziyaret ettiği Le Chef'e. Beyrut'un eğlence merkezi Jamaeizah'da bulunan kanımca fransız-lübnan ürünü bir şef tarafından işletilen lokanta. Şef çok ilgili ve fransızca konuşmaya çok yatkın. Yine de Türk'üz diyip sempati toplamaya çalışınca o Fransız soğukluğundan eserler görmek de mümkün: "Evet Turkiya, Vedat Milor, NTV, CNNTürk, SkyTürk..." :D Riz au poulet avec le pistache Milor'un taddığı yemek ancak biz gittiğimizde yoktu. Diğer yemeklerden aldık, başarılı tadlar vardı ancak bu tadlar için gitmeye değmez. Lokantayı gitmeye değer kılan ise ambiyansının yanı sıra Babaganouche'u (babagannuş işte :D) Nedir bu derseniz köz tadının en derinden geldiği soğuk bir patlıcan-yoğurt mezesi. Bizim patlıcan ezme gibisinden. Ancak içine konan birkaç ot var ki ve de patlıcanın lezzeti... Benim tüm Beyrut tadları arasında birinci seçmeme neden oluyor.
Kebaptan haber ver diyorsanız şimdiden söyliyim çok hayalini kurmayın. Hatay-Harbiye, Adana, Antep, Urfa, Maraş görenler için vasat tadlar. Deneyebileceğiniz kebap çeşitlerinin yarısı Türkiye kökenli, Kebab Stambouli, Kebab Ourfa vs. Belki lahmacunu deneyebilirsiniz çünkü bizde lahmacun antep ve diğerleri olmak üzere iki çeşitken onlarda 4-5 çeşidi var. Halebi'yi sevebilirsiniz, yerel diğer tadları da tavsiye ederim. Mod olarak bizdeki gibi aşırı sıcak tam pişmiş et ve hafif damlayan yağdan ziyade daha az pişmiş hamur ve et bir de derinden gelen bir zencefil kokusu alınabilir. Lakin çiğ köfte tam bir fenomen zira tam anlamıyla çiğ. Fransız mutfağında steak tartare neyse buradaki çig köfte o. Orkun çok istedi diye biz tam 35 liralık çiğ köfte aldık, 16 parça geldi ben birtane yedim. Yanıltmıyım tadı kötü değil ancak o akşam pavyona gidiyorduk aksilik olsun istemedim :D








Peki Efe, hani nerede Falafel, akıt şu ağzımızın suyunu diyorsanız... İnanın tek kelime dahi yazmak istemiyorum nesini nasıl tarif etsem bilemedim. Şimdi Fr'deki AsFalafel'i, Chez Marienne'i örnek vereceğim, Kemal "bir de Taksim'de var, adam dünyanın bir numarasıyım diyor" diyecek ama yok arkadaş hepsi boş, yaşam boş. Ben ki her şeye karamsar ve kritik yaklaşırım, alkış ve saygıdan fazlasına gerek yok (Küçük bir not, damak tadınıza uygun değilse hiç tartışmaya dahi girmeyin mesela Orkun falafel denen olayı çok sevmedi. Bir de Barbar diye bir falafel zinciri var oradan yiyin ancak sandviç olarak alın, biz ilkinde tane alıp gelip otelde sofra kurduk güzel olmadı çok, adamların ellerinin tadı başka :D)
Gelelim tatlılara. İki grupta anlatayım. Birincisi kalsik Orta Doğu tatlıları ki bunların zirve yaptığı yer yine Suriye. Küçük, her lokması tadımlık, az şerbetli, kutuya bile desenle yerleştirilen bu tatlılardan Şam'dan gelenler daha bir güzeldi, daha az şerbetliydi. İkinci olarak ise bir diğer Lübnan kökenli lezzet: Künefe :D Bizi disko diye içkinin tanesinin 15, kadının tanesinin (evet gerçekten taneyle veriyorlar) 75 dolar olduğu pavyona yollayan resepsiyon abi, "künefe nerede yenir?" sorumu allahtan ciddiye almış. Öncelikle künefe Lübnan'da sabah kahvaltısı olarak yeniyor bu biiiir, üzerine gülsuyu döküyorlar bu ikiii, sıcak değil ılık oluyor bu üçççç, lavaş arasına konup yeniyor bu dööört, kadayıp arasına peynir değil, kavrulmuş unlu yahut irmikli bir şeyin arasında oluyor bu da beeeş. Yani künefe katledilmiş durumda :D







İşte bu ahval ve şerait içinde dahi Lübnan sevimli gidilebilir bir yer. Çok büyük beklenti hata ama bir Orta Doğu ülkesine göre mütevazi kültürüyle serpilmiş durumda. Doğa güzellikleri de cabası (hikayenin bu kısmı 18 yaş üstü erkek okurlara birebir anlatılır, Orkun'un inanılmaz fantazileri vardı mağaralarda :D) İşin şakası her şey güzel ama abartı değil, tercihen İngilizce'si kötü arkadaşlarla gidin Mıstıkça konuşuluyor :D. Gece hayatı da çok methediliyor ancak biz belki de mevsimden ötürü çok göremedik. Yine de Lübnanlı kızlar (özellikle deMaroniler) bir hayli güzel! Kapanış fotosunu da bir yerel Lübnan birasıyla yapalım, biz çok sevdik, siz de mutlaka deneyin.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder